Altan’a Açık Mektup

Sevgili Altan,

Mesajlarına hızlıca geri dönemedim, umarım beni anlayışla karşılarsın. Son mesajında hayalperestliğin tavan yaptığı için sana cevap yazmadan geçemezdim.

Senin dünya ahiret sorularına “bilmiyorum, bilmiyorum, bilemiyorum Altan” diye cevap yazmak istesem de, üşenmeden tek tek cevap yazacağım, yalnız arada kalbini kırabilirim bilesin, sonra uyarmadı deme


Son mesajında, bar açıyorum, diye yazmışsın…

Don Kişot’u okuduysan bilirsin. Yel değirmeninden nasıl dev bir düşman, yolcu hanından şato olmazsa, iki sandalyeden de bar olmaz. Bunu sen bilsen de Don Kişot bilmiyordu. O, düşman olarak gördüğü yel değirmenlerine saldırarak kendini ciddi şekilde yaralamıştı. Gerçek olmayan bir şeyin peşinde bile, kendini yaralayacak kadar o gerçekliğe inanan bir kişi kendine inanır, kendini kandırmaz. Ama sen hayalperestlikten öte, bir hayale kendini inandırmaya çalışarak, hem kendini hem de sevdiklerini kandırıyorsun.

Tamam her şey hayal kurmakla başlar, bunda bir yanlış yok. Yanlış yaptığın seçimlerde… Kafanda kurduğun hayallere inanmadan önce, kendine inanmayı seçseydin keşke. İnanmadığın hayallere sıkı sıkıya bağlandığın sürece, kendini gerçeklikle hep uyumsuz hissedeceksin Altan.

Tamam Don Kişot’da gerçeklikle uyumsuzdu, ama kendi gerçeği ile değil.

Sen hem kendi, hem de çevrendeki gerçeklikle uyumsuzsun. Sana daha baştan kalbini kıracağımı söylemiştim değil mi? O yüzden kızmak yok. Şimdi;

İşe öncelikle “kendine inanarak” başlamaya ne dersin? Kendini kandırmak yerine, kendine inanmayı seçerek…. Sen bu dünyada teksin, bir eşin, benzerin bile yok, bu yeterli bir sebep değil mi kendini seçmen için?

Hayatın bana sunduğu bir olanak mı var, ne seçimi, diye sormuşsun…

Evet, hayat ne yazık ki herkese eşit ve adil değil. Bir başkasına altın tepside sunulan, sana bakır çanakta bile sunulmayacak tamam. Ama sen bu bahanenin arkasına sığınarak, yine kolay olanı seçiyorsun.

Madem hayal gücün o kadar kuvvetli,

Şimdi bir de kendini, ürettiği bahanelere sığınarak yaşadığı o kuytu limanda eksik kalmış hayatını, balkonundan gelene geçene söylenerek gizlemeye çalışan birisi olarak hayat etmeyi dene…

Öyle bir hayal et ki, yıllar ukdelerini içinde büyütmüş, o ukdeler birikmiş bir dolu “keşken” olmuş. Öylece oturup söylenip duruyormuşsun, hayata, gelene geçene... hayatının sonuna dek... Nasıl hissettirdi şimdi seni?

Ya da gel, şu şekilde dene bir de...

Hayattaki her şeyin “birbirinden bağımsız olduğu” gerçeklik algını bir kenara bıraktığını hayal et. O zaman, hepimizin içinde bulunduğu olayların içinde birbirine bağlı halkalardan ibaret olduğumuzu görebilirsin belki…

Kendi gerçeğini yaratırken, tek başına olmadığını, sonsuz parametrelerden oluşan çevresel faktörlerle beraber bir “birlikte yaratım” sürecinde olduğunu kendine hatırlat sonra. İşte o çevresel faktörler, senin hedefine ulaşmanda olumlu veya olumsuz etkilere sahip olacaktır.

Mesela, senin hayat hikâyeni ele alacak olursak… Parçalanmış bir ailenin bireyisin, yolunda gitmeyen de bir evliliğin var. Ama bütün bunların yanı sıra, sevgisini sana gösteremese de (hayalperestliğinden usandığı için olsa gerek) seni gerçekten seven bir abin var. Maddi problemlerle boğuşmak kadar, abinden alabileceğin manevi destek de çevresel etkilerinin bir parçası.

Hedefine odaklanmak kadar bu çevresel faktörlerden hangisine odaklandığınsa senin birlikte yaratım sürecinin niteliğini belirler.

Hayatta neleri görmek istersen, neleri dikkate alırsan ve nelere odaklanırsan en çok onlar seninle birlikte yaratım sürecinin içine girer ve seni o şekilde etkiler Altan.

Çevresel faktörlerin seni etkileme şekli senin bakış açına ve seçimine bağlı. Sonsuz parametreler içinden çevrende neyi görmeyi seçtiğin ve neye odaklandığın kendi gerçeğini yaratır.

Burada senin yaptığın seçim, abine yaklaşmak yerine, kendine sahte insanlarla dolu bir dünya kurmak, sahte bir sosyal çevre oluşturmak olmuş, bravo sana!

Diyeceğim o ki Altan; bir şeyi gerçekten kalbinin ve ruhunun derinliklerinden gelerek istediğinde ve birlikte yaratım sürecine dahil ettiğin çevresel etkileri bilinçli bir farkındalıkla seçtiğinde bu eylemi gerçeğe taşıman olasıdır.

Şimdi beni gülümsettin... Benden adam olur mu, diye sormuşsun…

Benden olduysa, senden haydi haydi olur

Bazı yeteneklerin sana doğuştan keyfi olarak verilmedi. Taraktan bile melodi çıkarabilecek kadar yeteneklisin. Sarmış bir kaseti tamir edebilen biri, hayatta daha bir çok şeyi tamir edebilir, hiç şaka yapmıyorum.

Bende şans mı var, okumadın mı başıma gelenleri, diye yazmışsın…

Evrende her şeyin şans, tesadüf olması ile evrende hiçbir şeyin tesadüf olmaması, eşit oranda doğru olup olmama ihtimaline sahip.

Yine de sonsuzda “bir” olma olasılığı olan bir şey olduğunda nasıl yüzde yüz oluyorsa, yeterince “odaklandığın” bir hayali gerçekleştirdiğinde, bu senin için artık beklenmedik bir olay olmaktan çıkar.

Gerçekte, çok boyutlu bir varlık olduğunu anlamaya başladığında, sınırlı bir anlayış için planladığın yaşam da artık sana uymayacak.

Ve arkasından uyanış ve değişim başlayacak.

İşte yapman gereken önemli bir seçim daha… değişime açık olmak… her zaman değişime hazır olmak, unutma, “Şans, hazır olana güler” derler.

Bak gör her şey çok güzel olacak, demişsin…

Senin kendine çizdiğin bu hayatta hiç bir şey laylaylom olmayacak Altan.

Güzel günlerin seni beklediğine inanman hoş, ama yine kendini kandırıyorsun, sen “eyvallah derim geçer gider” dediğinde, olup biten tek şey, kendi gözlerinin önünde gerçekleşememiş hayatın olacak… Ağabeyinden o iki ton çeken okkalı kafayı yesen belki biraz aklın başına gelecek.

Peki hayallerimi nasıl gerçekleştireceğim o zaman, diye sormuşsun…

Bu satırları okuduktan sonra hayatının senin kurguladığın şekilde çalışmayacağını görebiliyorsan artık, başka bir deneyimi yaşama hissine kapılmaya hazırsın demektir.

Evet, bir yaşamı planlamanın kolay olmadığı biliyorum, artık eski yöntemlerin hiç biri geçerli değil. Ama sana güzel haber, burada da yapabileceğin seçimler var…

Bazen hayatında ciddi bir değişiklik ihtiyacı hisseder ve bir anda işinden ayrılıp yeni bir kariyere başlayabilir veya başka bir şehirde, ülkede yaşamaya karar verebilirsin.

Bazen de değişimin içinde yavaş yavaş tohumlanıp büyümesine izin verir ve yeni bir yaşamın hayalini kurmaya devam edersin.

Zaman geçer… ve sonunda, o ana kadar gerçekleştirdiğin veya kurmaya devam ettiğin hayallerle, tam da şu anda olduğun yerde bulursun kendini, bu yazıyı okurken mesela.

Ve gerçekleşen hayallerinle, yitip gidenlerle, içinde yeniden yeşerenlerle, hayatının akışına yön vermeye devam edersin…

Peki, burada yapabileceğin seçim ne o zaman?

Hiç vazgeçmeden ilerlemek… Varsın aksın dursun zaman. Ama zaman, senin de asla durmayacağını bilsin.

Aşka zararım dokunur mu, demişsin…

Kuvvetle ihtimal. Arı, vız vız vız… çalışandır. Eşinin gönlünü almak için söylenecek şarkı değil. Aklın fikrin oynaşta olursa korkarım aşka da, Ayla’ya da zararın dokunur.

Şimdi mektubu sonlandırırken, seni aklında şu soru ile baş başa bırakacağım...

Ömrün bütün hayallerini gerçekleştirebilmen için yeterli olur mu…?

Belki biliyorsun, ağabeyini tanırım, geçen hafta aradı konuştuk, ondan duyduğum kadarı ile oldukça cana yakın, sevimli, hatta komik ve esprili biriymişsin. Telefonda senin için “Bir filmde hiç rol yapmadan sadece kendini oynasa, başarılı olur” demişti. Hayır, bar olayına kızdığından değil…

Oyunculuğu bir dene istersen. Seni durduran ne? Kendine başlangıç olarak daha ulaşabilir hedefler seçip, doğru seçimler yaptığın sürece, senin için her şey çok daha güzel olacaktır

Ömrün hayallerinden uzun olsun Altan.

Sevgilerimle,

M.

1 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör