Kaan’a Açık Mektup

Sevgili Kaan,

Sana geç geri döndüğüm için kusuruma bakma lütfen. Radyo programınız nasıl gidiyor? Aynı isimle Kulüp de kurmuşsunuz. Kulübün adı ile tezat olsa da, umarım üyeleriniz hayatta hep “Kazananlardan” olurlar.


Son mesajında, “Ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir ki” diye sormuşsun…

Haklısın, hepimiz yalnız doğduk, yalnız öleceğiz. Adına hayat dediğimiz bu yolculukta; bize eşlik eden ailemiz, eşimiz, sevgilimiz (seninkiler çok sık değişse de) birlikte vakit geçirmeyi sevdiğimiz arkadaşlarımız, yapmak zorunda olduğumuz rutin işler ve hayat boyu mücadele vererek ödeyeceğimiz faturalar var…

Böyle basite indirgeyip düşününce yaşadığın hayat kulağına pek de hoş gelmiyor olabilir. Gördüğümüz, öğrendiğimiz ve yaşadığımız her şey geçiciymiş, dolayısı ile önemsizmiş gibi…

Ama bu düşünce ve yaklaşımının yanıldığı tek bir nokta var, o da;

Devamlılık

Devamlılık söz konusu olduğunda her şey bir anda bambaşka bir anlam kazanıyor. O gölgede kalan taraflar ışıldamaya başlıyor.

  • Soyunun devamı…

  • İnsanoğlunun devamı…

  • Üzerinde yaşadığın bu gezegenin devamı…

Devamlılık yoksa her şey anlamsız sanki.

Devamlılığı sürdürebilmenin tek yolu ise Paylaşmak.., bu kelimeyi hep aklında tutmanı tavsiye ederim. Çünkü bu kelimeyi unuttuğunda geriye kalan tek şey, o gölge alanlar oluyor.

Hep bir şeylerin sana sahip olmaya çalıştığını, bu yüzden de her şeyden kaçıp, gitmek istediğini söylemişsin…

Seni çok iyi tanımasam da bu genelde herkesin yaşadığı bir ikilem;

Mesela kariyeri örnek alalım.

Hayatın boyunca toplumda kabul gören bir mesleğe ve kariyere sahip olmak için çalışırsın, ama sonunda farkedersin ki asıl kariyerin sana sahip olmuş. Özellikle bu senin bilinçli ve isteyerek edindiğin bir meslek, iş veya kariyer değilse, işler senin için daha da karmaşıklaşır.

Çocukluğundan itibaren içinde bulunduğun hayat yarışı ve kazanma baskısı, aile, toplum ve buna benzer baskılar da bunun üzerine biner, bu da senin zamanla ışığının sönmesine sebep olabilir. Her şeyden kaçıp gitme isteğinin kaynağını bulabilmek için, gidebildiğin kadar geriye dönüp bütün sistemini tekrar gözden geçirmelisin. Öncelikle kendini bir yerlerde sabote edip etmediğini gözden geçirerek işe başlayabilirsin. Eğer hayatında hala bir türlü yerine oturtamadığın bazı eksik taşlar olduğunu hissediyorsan, kendini tamamı ile gerçekleştirememiş birçok insandan birisin…ben de dahil…

Bu durumda kendine yaptığın bu sabotajın izlerini sürmelisin.

Sabotaj genelde;

Kendi yeteneğini küçümsemek; durumlar karşısında duygularını bastırmak ya da kendi duygularını ikinci plana atmak; yapılması gereken göreve mükemmeliyetçi yaklaşmak ve hep kusurlu olacağından ilerleme kaydedememek; aşırı alçakgönüllülük göstermek gibi eylemlerde ortaya çıkar.

Her ne kadar dışarıya öyle göstersen de tembel biri olmadığını biliyorum. Çevrendekiler gibi davranmak zorunda hissedip bulunduğun ortama uyum sağlayamıyor olabilirsin, böyle hissettiğinde bilinçaltın oradan sana kendi çıkışını hazırlar, kendini ait hissetmediğin yerde sabotaj başlar.

Kendini sabote edişinin temelini oluşturan davranış kalıplarını anlamaya başladığında, kendini de özgürleştirmeye başlarsın. İnkar etme, korku, öfke ve diğer zor duygular ile yüzleşme ve barış yapma süreci, kendinle iç savaşının sona ermesine ve kendini kendine tam olarak ifade edebilmeni sağlar.

İşte o zaman;

  • bilinçsizce veya bilerek yaptığın hataları,

  • artık yer almak istemediğin bir projeyi,

  • artık çalışmak istemediğin o yöneticiyi,

  • artık kendini ait hissetmediğin o işi, o kişiyi, o şehri, o hayatı…,

kendine itiraf edebilirsin.

Bu seni, bilinçli bir farkındalıkla, sahip olmak için var olduğun gerçeğe biraz daha yaklaştırır.

Kaybedecek bir şeyimin kalmaması, özgürlük galiba demişsin mesajında…

Özgür kalacak kadar her şeyini kaybetmesi mümkün müdür bir insanın? Canı var en nihayetinde. Doğuştan sahip olduğun bazı yetenekler sana keyfi olarak verilmedi. Onları özgürleştirmelisin!

Hayat senin de çok iyi bildiğin gibi aslında bir Oyun Sahnesi. O perdenin arkasında seni bekleyen duygusal özgürlüğün var. Perdeyi aralayabilirsen de sahip olacağın şey “Var oluşunun dayanılmaz hafifliği...” Gerisi sadece teferruat…

Devamlı bir yarış ve kazanma zorunluluğunun artık seni yorduğunu söylüyorsun…

Bu en büyük başarının bile çok çabuk unutulduğunu bildiğin için olsa gerek… “o zaman neden sürekli bir yarış” diye soruyor olmalısın kendine…

Cevabı olmayan herhangi bir şeyin sorusu da olmaz, sorular sadece cevabı duymak isteğiyle var olurlar demişsin…

Pek öyle değil işte. Bak bu sorunun cevabı, başarının senin için tanımınında saklı. Bu tanımı sen belirlemelisin, senin için bir başkası değil. Bunu bir düşün derim.

Sevdiğim bir yazar arkadaşım, bir keresinde bana “en büyük başarı seni neyin mutlu edeceğini bilmektir” demişti. Ona göre Mutlu olmak ve sevdiğini mutlu edebilmekmiş başarı

Sahi, senin için nedir başarının tanımı?

İyi bir kariyer, daha fazla para, ünvan, statü, ömür boyu yalnızlık, artık ne ise—bu her şey olabilir bu arada—yeter ki bu senin verdiğin bir tanım olsun. Sürekli sorgulumaya gerek kalmaz o zaman hayatı… Aradığın şeyi bulduğunda, bulduğun şeyin aradığın şey olup olmadığına dönüp baktığın sürece…

Ve o başarıyı elde ettiğinde, kendinle yalnız kaldığın o anda “eee şimdi n’olacak?” diye kendine sormadığın sürece…, yarışı kazanmışsın demektir…

Bana bir kızılderilinin söylediği sözü örnek göstererek; “Yaşlı bir kızılderili ne kadar yanılabilir ki” diye sormuşsun?

Evet bazen yanılabilir…, ama bunların farkında olmak, hayatın şimdiye kadar sana sunamadıklarını sunabilir, işte bu konuda yanılmıyor. Sen de öyle. Genelde suskunluğu sevişin bu farkındalığın yüzünden belki de…

Bak şimdi beni gülümsettin…

Her şeyin başı su demişsin… bu doğru. Ama konumuz felsefe değil. Ve bu senin kaçış noktalarından birisi de olamaz. Bulunduğu kaba göre şekil alabilen bir şey su.

Bu yazdıklarım sana “İşler” mi işlemez mi, bilmiyorum. Seçim senin.

İlla ki bir kaçıp gitme arzun varsa, o zaman durma git. Ne demiş şair;

Bazen de gitmeli insan, geri dönebilmek için…

Bazen büyük farklılıklar insanları birbirine daha yakınlaştırır demişsin…

Haklısın, bizi de birbirimize bu kadar yaklaştıran, farklılığımız… Zira;

Gitmeyi seçen ne ilk sensin, ne de ben son olacağım…

Not: Mete, Erol Egemen ve tüm kulüp üyelerine Vancouver’dan selamlar.

Sevgilerimle,

M.

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör