Sezen'e Açık Mektup

Sevgili Sezen,

Mesajlarına hızlıca geri dönemedim, umarım beni anlayışla karşılarsın. Bana yazdığın mesajlarda hep yeniliğe doğru gidişe duyulan bir özlem var.

Peki o zaman, ben de sana (naçizane) kısa notlar eşliğinde bu konuda tecrübe ettiklerimi paylaşayım…

"Her gün bir yerden göçmek ne iyi" demişsin…

İyi olmasına iyi tabi ki de…

  • Göç etme kararı verdiği için, ailesinden, eşinden, dostundan veto yiyenler,

  • “Sen yapamazsın orda dönersin” diyenler yüzünden iç hesaplaşmalara girip enerjisini yerlerde süründürenler,

  • Zaten bir bilinmeze gidiyor iken, destek yerine köstek olanlar yüzünden daha gitmeden gitmiş kadar yorulup bitap düşenler,

  • Gün gelip göç ettiğinde bile, gittiğin yerde ne edip, ne bulduğunla hiç ilgilenmeden, “hadi kaçtın kurtardın kendini” diyenlere karşı kendini ifade etmeye çalışmaktan usananlar,

için ne kadar iyi olabilir, orası şüpheli…

Madem ki göçmek istiyorsun, şimdi yazacaklarımı bir karta bastırıp o insanlara ver, kendine zaman ve enerji kazandırmış olursun…

Sevgili (burasını sen tamamla), bilmelisin ki;

- İnsan göç ettiğinde kendini “kaçmış kurtulmuş” gibi hissetmiyor, zira gittiğin yere benliğini de götürüyorsun,

- Hem orada hem burada, arafta yaşıyormuş gibi hissediyorsun, daha ne bekliyorsun ki, gurbet işte.

- Yola çıkınca insan gerçek anlamda kendisi ile karşılaşıyor, öğreniyorsun,

İnsanın su gibi bulunduğun (kaba) ortama uyum sağlaması, ne zormuş anlıyorsun, uyum sağlayana kadar da kendini çok dövüyorsun.

- Hayatta yapmam dediğin şeyleri tek tek yapıyorsun, büyük konuşmayı bırakıyorsun,

- Hızlıca şapka değiştirip, bir değil iki insan olabiliyorsun, (farklı bir dilde kendini iyi şekilde ifade edebildiğinde tabi.)

- Göç, insanı başka hiç bir şeyin değiştirmediği kadar değiştiriyor, bunu ancak gidenler anlar, sen de gidersen anlarsın.

Ben de sana keşkelerle yaşamanın, en büyük zorluklara karşı verilen savaştan daha zor olduğunu söylesem…

Asıl keşkelerle yaşayarak insanın yapamayacağını anlasan beni bu kadar yormazdın değil mi...?

"Zaman avucumdan kum taneleri gibi akıp gidiyor", demişsin…

Haklısın, zamanın oku hep tek bir yöne. Zamanı durduramasak da belli bir süre için dondurabilmek mümkün sanki.

Hani hatırlamak istediğin bir şey olduğunda adımlarını yavaşlatıp, kaçmak ya da unutmak istediğin bir olayda da adımlarını hızlandırırsın ya… Hız ile unutma, yavaşlık ile anımsama arasındaki şu gizli ilişki var ya… Diyelim ki bir değneğimiz var ve değiştirebiliyoruz bu dengeleri, zamanı hep kendi lehimize kullanmaz mıydık o zaman? Ah şu insanoğlu…

Çizginin diğer ucundaki oku silen bunu da en başından beri biliyor olmalı o zaman değil mi?

"Gidene yanmaktansa yüzümü yarına döndürebilsem; öyle kafayı çok da bulandırmadan", demişsin…

Bak işte bu mümkün…. Çünkü yaşamlarımız, geçmiş olaylardan çok bizim onları nasıl hatırladığımız ile alakalı.

Sen gidene mi yanıyordun, yoksa şimdi kendi kendine kaldığına mı yanıyorsun?

Eski bir kızılderili hikayesinde olduğu gibi...

Sen hangi hikayeyi yaşıyorsun? Hikayeni nasıl hatırlamayı seçiyorsun?

Ben gidenlerden birisi olarak sana nasıl hatırladığımı söyleyeyim;

Gittiğinde aslında tekrar ve tekrar geri dönmek için, gidiyorsun…. Bildiğin her şeye karşı sürekli bir özlem var sonunda… ve bunun güzelliğini de çabuk kavrıyorsun, başka türlü nasıl yaşayabilirsin ki tekrar kavuşmayı?

"Ne kadar söz varsa düne ait, şimdi yeni birşeyler söylemeli", demişsin.

Bu Mevlana kelamı artık günümüzde pek işe yaramıyor doğrusu biliyorsun…

Şimdiye kadar söylenen her şey geçti ve bitti. Herkes, her yerde yeni bir şeyi söylüyor zaten.

Bana sorarsan onun yerine "yeni bir şeyler yapmalı insan".

Konfor alanından hiç çıkmayanların ulaşacağı son durağın; rutine bağladıkları, sıradan bir hayat olduğunu bilerek...

Hayatında hiç sahip olmadığı bir şeyi istiyorsa, hiç yapmadığı bir şeyi yapmalı insan,

Ki;

Yıldız yağmurunda gözlerini kapatıp sonra da karanlıkta kaldığını zanneden insanlardan olmasın bir kişi.

Seni bu kadar sevişim de bu yüzden belki de…

Fikri değil Duyguyu,

Sıradanlığı değil Farklılığı tercih edip,

Kafayı çok bulandırmadan,

Aklı fitne fesata dolandırmadan,

O yıldız yağmurunda şarkı söyleyip dans edebiliyorsun… ne mutlu sana.

Senin anlamadığım bir yanın varsa o da ne biliyor musun?

Anlaşılmadığın zamanlarda fazla tevazu gösteriyorsun.

Belki de hiç göçebe olmayan bir kuşun sabrı vardır sende…

Sevgilerimle,

M.

2 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör